12 Ekim 2005

Jazz'dan CRX çıkar mı?

Honda'nın efsanevi kupesi CRX, neredeyse 20 sene sonra, yeni nesil Jazz platformunun türevi olduğu iddia edilen bir temel üzerinde yeniden doğuyor. Hakkında iki internet haberi ve Newsweek dergisinden çekilmiş gibi duran şüpheli bir fotoğraf dışında henüz pek bir bilgi olmasa da duyduklarımı aktarayım (çok eğik açıdan çekilmiş sayfa fotoğrafının arabaya ait bölümünde perspektif düzeltme yapmaya çalıştım, yine de orantılarda hata olabilir)

1- 1.6 litrelik ve 115 beygirlik bir motor,
2- Bu motorun gücünü son damlasına kadar değerlendirecek olan son derece hafif bir gövde (800 kiloyu aşmayacak deniyor, ağırlık / güç oranına bakılırsa gerçekten çok hızlı olacak)
3- Jazz'daki gibi ortaya konumlandırılmış benzin deposu ve bu sayede uygulanan Jazz arka koltukları sayesinde ufaklığına rağmen hiç de dar olmayan, rahat bir kupe.

Resmin doğru olduğunu varsayıyorum: hoş bir araba olmakla birlikte orijinal CRX'teki hırçın görüntüden çok uzaklaşmış. Sanki CRX gibi benzersiz bir arabanın devamı olmaktan çok Mitsubishi Colt CZ ya da küçük sınıftan herhangi bir GTI'ın rakibi gibi duruyor. Yine de böyle bir aracı kullanmadan sadece şekline bakarak değerlendirmeye kalkışmak yanlış olur. CRX'i tekrar canlandırırken eskisi gibi 160 değil de 115 beygirlik bir motor kullanılıyorsa bir bildikleri vardır diye düşünüyorum.

Neticede Lotus Elise'in de giriş modelinde sadece 120 beygirlik bir motor var ama Elise, benim diyen ciddi spor otomobillerin %90'ından daha yüksek akselerasyona sahip. Hafiflik önemli.

08 Ekim 2005

Paris trafiğinden manzaralar

Bir haftalık tatilimiz sona erdi, yediğim içtiğim benim olsun ve hemen Paris'in arabalarından bahsedeyim.

Her gün neredeyse onar saatimiz yürümekle geçtiğinden, otomobilleri bol bol gözlemleme fırsatım oldu.

Bazı notlar:

- Paris trafiğinde bir hafta boyunca tek bir Astra ya da Golf görmedim. İlk başta eksikliklerini anlamadım ancak iki üç gün sonra farkına vardım bu tuhaflığın. Sonraki günler özellikle arandım durdum, gerçekten de hiç rastlamadım. Focus, Mazda 3 ya da Corolla'lardan birer ikişer zar zor gördüm. Çok az Corsa ve Polo vardı, onlar da hep eski kasaydı. Fiesta gördüğümü hatırlamıyorum, Civic'ten de taş çatlasa 4-5 kere gördüm. Megane II HB gani gani vardı, çoğu da üç kapılı 1.9 dizellerdi.

- Sokaklarda en bol Renault Twingo vardı. Değeri bizde pek anlaşılmayan ve artık zaten satılmayan bu muhteşem ufaklık, Fransızların gönlünde gerçekten de taht kurmuş durumda. Twingo'ya profilden dikkatlice bakarsanız Jazz'ı tasarlayanların ilham kaynağını tabak gibi görebilirsiniz, ya da bana öyle geliyor, kimsenin günahını almayayım.

- Twingo'nun ardından en çok rastladığım araba Smart Fortwo'ydu. İki kişinin binebileceği en geniş küçük araba olan Fortwo bizde "lüks oyuncak" muamelesi görüyor, gereksizce yüksek fiyatlara satılıyor. Oysa çok kullanışlı ve güvenli bir şehir arabası.

(Smart'a "Güvenli" dememe kardeşimin itirazı oldu, haklıdır, ancak o boydaki ve sınıftaki bir araba için kale gibi sayılabilir Fortwo)

- Diğer fransızlardan Citroën'in en çok gördüğüm modeli bizde pek tutulmayan Picasso oldu. Çok yeni olmalarına rağmen Peugeot 1007'lerden de bol bol gördüm, ancak öyle ezici bir Renault üstünlüğü var ki, diğer markalar çok gerilerde kalıyor.

- Twingo ve Smart'ların ardından en fazla karşılaştığım araba modeli eski Mini'ler oldu. Yeni Mini'lerden de az da olsa var ve neredeyse hepsi de Cooper S.

- Her Avrupa şehrinde olduğu gibi Paris trafiğinde de küçük arabalar çok yaygın, ancak "çok büyük" arabalardan da bol bol var. Mesela Renault Espace'ın eski - yeni bütün kasalarına bol bol rastladım.

- Taksilerde tuhaf bir Peugeot 407 ve Opel Zafira bolluğu vardı. Bu iki modeli trafikte normal şekilde görmek pek mümkün olmadı, neredeyse hepsi de taksiydi. Bu arada bizde dağı taşı kaplayan ve bir türlü ısınamadığım 307'lerden Paris sokaklarında çok az gördüm.

- Fransız malı olmayan arabaların azınlıkta olduğu Paris trafiğinde en çok denk geldiğim ithallerin başında Jazz vardı. Gördüğüm Jazz'ların neredeyse hepsinin de arka koltukları yatık durumdaydı, arabaların içi de dağ gibi ıvır zıvırla doluydu.

- En hoşuma giden şey, yine diğer Avrupa şehirlerinde de olduğu gibi, şoförlerin öndeki ve arkadaki arabalara "dokundurarak" parketmelerini seyretmekti. Arabanın boyu 4 metreyse ve park yeri de sadece 3,95 metreyse o araba oraya mutlaka giriyor. İtalya'da da bunu aynen yapıyorlar, ancak çok daha sert davrandıklarından tamponları paramparça dolaşıyorlar. Fransızlar çarpmaktan ziyade usturuplu bir şekilde ittiriyorlar. Pek de alışık olmadığımız bu olayı seyrederken "park sensörü" kavramı birden anlamsızlaşıveriyor, çünkü tamponun kendisi park sensörüne dönüşmüş durumda.

- Türkiye'ye dönünce gözüme ilk batan, yollarımızda anormal sayıda sedan otomobillerin olmasıydı. Paris'te sedan araba yok gibiydi, olanlar da genellikle lüks otomobillerdi. Bizdeki inanılmaz minibüs - taksi bolluğu da dikkatimi çeken başka bir nokta oldu.

Paris'in otomobilleri konusunda aklımda kalanlar bu kadar.

Ek:

Aklımda kalanlar bu kadar değilmiş, unuttuğum bir iki şey daha var:

1-Volkswagen'in
sokaklarda tanıtım için dolaştırılan yeni bir modeli vardı, adı da Fox. Çok ufaltılmış ve iki kapılı bir Golf Plus'a benzeyen bir model, muhtemelen pek de tutulmamış olan Lupo'nun yerine gelecek. Lupo'nun (Latince'de) kurt, Fox'ın da (İngilizce'de) tilki demek olduğunu düşünürsek...

2- Toyota Aygo ve tamamen aynı platform ve motor üzerine üretilen Peugeot 107'yi de tanıtımları sırasında dünya gözüyle görme fırsatım oldu. Çok küçük ama çok güzel şehir arabaları. Toyota Aygo'nun tasarımı 107'den kesinlikle daha güzel.

30 Eylül 2005

Bir hafta ara

6 Ekim'e kadar yurtdışında olacağımdan arada güncelleme yapamayabilirim. Ancak oralardan da mutlaka bu günlüğe eklenebilecek yeni bilgiler edinerek dönmeye çalışacağım. Görüşmek üzere...

27 Eylül 2005

"Sedan Jazz" geliyor

Jazz'ın sedan versiyonu olan City (Fit Aria), 2005 sonunda yenilenmiş haliyle Türkiye'de satışa sunulacak. Deneme üretimi Nisan'dan beri devam eden City, Gebze fabrikasında Civic'ten sonra üretilen ikinci "yerli" Honda'mız olacak.

Küçük sınıf bir sedan olan City'de, orta sınıf sedanların çoğundan büyük (tam 500 litre) bagaj olacağını öğrenmek Jazz sahiplerini şaşırtmayacaktır. Bu rakamı geçebilen nadir orta sınıf sedanlarından biri olan gayet iri yapılı Jetta bile (Bora'dan tam 18 cm uzun) 527 litre sunuyor (bazı kaynaklarda 516 lt). Honda'nın Jazz'la başlattığı "bir üst sınıfın hacmini ve donanımını altetme" anlayışı, City'yle devam ediyor.

Sedan otomobillerin çok tutulduğu Türkiye'de, temelleri Jazz'a dayanan City'nin bir "çok satan" olacağını söylemek için kâhin olmak gerekmiyor. Dahası, çok satan "sedan bir Jazz" sayesinde otomobillerimize aksesuar üreten üçüncü parti firmalarda da artış olabilir. Tek endişe edilebilecek konu, bazen diğer marka ve modellerde olduğu gibi sedanın varlığının hatchback'in satışını ve ikinci el değerini aşağı çekme olasılığı. Ancak Jazz City'den o kadar farklı ve kullanışlı ki, bu tür bir "terazi hareketi" olmayabilir de.

Not: Daha detaylı bilgi için CNN Türk'teki 21 Eylül tarihli haberi okuyabilirsiniz.

22 Eylül 2005

Otobil 2006 başladı

Hürriyet Gazetesi'nin her sene tekrarlanan okuyucu anketi Otobil'in 2006 ayağı başladı. Siteye bedava üye olduktan sonra her sınıftan üçer adaya oy verebiliyor, tercihlerinizi oylama 1 Şubat 2006'da bitene kadar da değiştirebiliyorsunuz.

Her birinden üçer adayı oylayabileceğimiz sınıflar şu şekilde ayrılmış:

Küçük, Giriş, Orta Sedan, Orta HB, Orta Üst, MPV, Hafif Ticari, ÜST, Coupe Cabriolet, 4 x 4, Lüks 4 x 4 ve Lüks. İlk etapta sadece küçük (Jazz da burada zaten), giriş ve orta sedan'lar oylanıyor. Gerisi de yavaş yavaş açılacak. Segmentlere göre oylama tarihleri, kurallar sayfasında, "Takvim" başlığı altında açıklanmış
.

Oylamaya katılır katılmaz kendi tercihlerimi ve sebeplerini yazacağım. Sizlerinkini de yollarsanız güzel olur. Jazz'a zaten bir oyum var da, esas mesele yanına hangi iki küçük sınıf adayını koyacağım!

21 Eylül 2005

Tüketim üzerine ufak bir not daha

Hatırlarsanız en son ölçümlerimde 90 km/s sabit hızda 3.9, 80'de de 3,4'e kadar inebiliyordum. Bugünün havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez ancak boş yollarda defalarca tekrarladığım ölçümlerde bu değerleri tekrar tekrar 3,2 ve 2,7 lt/100km olarak ölçtüm. Bütün gün boyunca şehir içinde kullanmama rağmen ortalamam da 5,4 litreden yukarı çıkmadı. Daha önce "Ekstra bir durum olursa yazarım" demiştim, bu da yeterince ekstra bir durum. Jazz'ım şu anda 18.000 km'ye dayandı, son sabit hız ölçümlerini 2-3 bin km önce yapmıştım.

Alakasız bilgi: Bizde Comfort modeliyle verilen nefis jantların (zaten bence Elite'in tek zayıf noktası fazla kibar tasarımlı jantları) Japonya'da en üst model olan sportif 1.5 vtec'lerde kullanıldığını öğrendim. Model hiyerarşisine uymadığı zaten açıktı!

19 Eylül 2005

Jazz, Legend'a kafa tutunca

Legend, Accord'un da üzerinde konumlandırılan, ancak Türkiye'de satılmayan bir Honda modeli.
"Honda'nın BMW 7'si" desek yanlış olmaz.

Yandaki resme tıklayınca göreceğiniz "diğer" araba da bir Legend.

Daha önce Jazz'ın güvenliğiyle ilgili sunduğum bütün bilgilerin hayata geçmiş halini bu fotoğraflarda görmek mümkün. Daha fazla yoruma gerek olduğunu sanmıyorum. Sadece Jazz'ın burnunun Legend'ınkinin neredeyse yarısı kadar olduğunu hatırlatayım, resimlerde pek anlaşılmıyor.


Not: "Bizde satılmıyor" şeklinde bahsettikten bir gün sonra Ataşehir çıkışında gri bir Legend gördüm. Türkiye'de gördüğüm ilk örnekti. Fiyat listelerine ve Honda web sitesine bakılırsa Legend gerçekten de Türkiye'de satılmıyor. Sahibine "Nereden aldın" ya da "Kafa kafaya çarpışsak bil bakalım n'olur" diye soracak vaktim yoktu, ama isterdim :)

18 Eylül 2005

Jazz'cı Kardeşler nihayet yayında!

Honda Jazz TR ve okumakta olduğunuz naçizane günlüğümün ardından Jazz'cıların üçüncü ve en önemli türkçe buluşma noktası olacağını umduğum Jazz'cı Kardeşler sitemiz nihayet yayında (Bilmediğim başka türkçe kaynaklar varsa sahipleri lütfen bağışlasın ve yanlışımı düzeltsin).

Celal Murat Kandemir sayesinde hayat bulan bu son derece işlevsel sitede forum, canlı sohbet ve resim galerisi gibi üyelerin katılımıyla zenginleşecek bölümler mevcut.

Not 1:
"Adı ne olsun" diye topluca düşünürken "Cazcı Kardeşler" önerisiyle gelerek bu nefis ismin doğmasını sağlayan Özgür Sevinç'i bir kere daha tebrik ederim.
Not 2:
Sitenin adı lütfen yanıltmasın, sadece Honda Jazz seven ve kullananları değil, herkesi bekliyoruz.
Not 3: Şimdi de yüzsüzlük zamanı. Tamamen el emeği göz nuru olan ve hazır bir fonttan üretmediğim "Jazz'cı kardeşler" logotayp'ı için de kendimi tebrik ediyorum, hiç de fena durmuyor :)

13 Eylül 2005

Ucuz atlatılmış bir kaza

Geçen hafta eşimi işyerinden almaya giderken hep korktuğum türden bir olay yaşadım.

Bulunduğum yoldan sola sapmak üzere (Yapı Kredi'nin yanından İşkule'ye doğru çıkan ufak yokuşa) sinyal verdim. Karşı yönden gelen minibüs de durup yol verdi. Tam şoföre kısa bir kornayla teşekkür edip önünden geçerken, minibüsün sağ arkasından hızla gelen motosikleti gördüm. Büyük ihtimalle minibüsün yol vermek için durduğunu anlamamış, genel trafik sıkışıklığı devam ediyor zannederek sağdaki dar boşluktan basmış geliyordu.

Gördüğüm anda bütün gücümle frene bastım, hızım da düşük olduğu için aniden durdum. Motosiklet sürücüsü de beni farkettiği anda frene asıldı ancak duramadı. Duramadı ne demek, aslında durdu fakat tamponuma çarparak durdu. Bayağı da sarsıldı, motosikletin arkası havalandı, durumu zar zor toparladı.

Hemen iyi olup olmadığını sordum, neyse ki bir şeyi yoktu, tamponumda çarptığı yere baktı, bir şey yok dedi, özür diledi ve yoluna devam etti. Ciddi
bir kaza olmadığına sevinmekten arabaya bakmak aklıma bile gelmedi.

Eşimin işyerinin önüne park ettikten sonra çıkıp motosikletin çarptığı yere baktım. Tam plakayla farın arasındaki hizadan dokunmuştu, herhangi bir göçme yoktu, ancak ilginç başka bir şey vardı. O motosikletin lastiğinin izi, bütün tamponda boydan boya bir şerit halinde duruyordu. Yani ön tampon, lastiğin bütün izinin çıkacağı kadar içeri göçmüş ve tekrar düzelmişti. Bana tek kalan, ıslak bir bezle lastik izlerini silmek oldu.

Darbe emici tampon Jazz'a özgü bir şey değil elbette, Jazz'dakinin diğerlerine göre nasıl olduğunu da bilemiyorum. Ancak bu kadar basit bir özelliğin bile kazanın sonucunu ciddi şekilde etkilediği kesin. Tamponun darbe emici değil de sert olması halinde iki taraf için de bir sürü masraf ve iş çıkacaktı. Daha önemlisi, belki de motosikletin sürücüsü arabamın kaportasının üzerine ya da yana düşerek zarar görecekti.

Birilerinin uzun yıllardır milyon dolarlar harcayarak araştırıp geliştirdiği bir detayın hiç beklemediğim bir anda işime yaraması gerçekten güzel bir duygu.