24 Ağustos 2005

Jazz'da da kullanılan yeni nesil güvenlik sistemi

İnternet'te uzun yazıların şansının fazla olmadığını biliyorum ama bu önemli bir konu. Güvenliğe önem veren ve yeni teknolojilere meraklı olanların ilgisini çekeceğini sanıyorum. (Hem de araya resimler serpiştirdim:) Konumuz, ufak arabaların bile dev sedanlar kadar güvenli olmasını sağlayan ve güvenlikte yeni bir çığır açan G-CON sistemi.

Büyük üreticilerin son 5 yıl içinde geliştirdiği pasif güvenlik teknolojileri sayesinde artık Jazz, Modus ya da Peugeot 1007 gibi çok kısa burunlu A ve B segmenti modelleri, iddialı sedanlar (örneğin yeni 5 serisi) kadar güvenli, hatta yaya güvenliği ve çocuk güvenliği konularını da ele alarak Euro Ncap mantığıyla düşünürsek toplamda daha da güvenli.

Artık otomobillerin güvenliği eski zamanlarda olduğu gibi sınıf, boy, ağırlık ya da sertliğe göre değil, Euro Ncap testlerini takip edenlerin de dikkatini mutlaka çekmiş olacağı şekilde darbenin nasıl soğurulduğuyla ve yolcuların bundan nasıl etkilendiğiyle ölçülüyor.

80'lere kadar yapılan bazı otomobiller o kadar sağlamdı ki (aslında sağlam değil de
sert doğru kelime), ufak kazalarda neredeyse hiç deforme olmuyorlardı. Ancak fizik kuralları işlemeye devam ediyordu (bilardo toplarının çarpışmasındaki gibi, hasar yoksa hareket devam ediyordu) ve emniyet kemeri takılıysa bile çok sert olduğundan darbeyi yolcu karşılıyordu. Bu yüzden şehir içi koşullarındaki kazalarda bile ölüm ve ağır yaralanmalar çok daha yaygındı. Yanlış hatırlamıyorsam değerli bilim adamımız Aykut Barka'yı da (hakkındaki Wikipedia sayfası da burada) bu tür bir otomobille yaptığı ufak bir kazanın sonucunda gerçekleşen damar tıkanması yüzünden pisi pisine kaybetmiştik.

Yeni nesil Honda'lardan Jazz'da da kullanılan pasif güvenlik sistemi G-CON (G-Force Control Technology), darbeyi karşılama ve malzemenin darbe hızına / yönüne göre optimum davranışı göstermesi bakımından son yıllarda otomobil güvenliğinde atılmış en büyük adımlardan biri. Jazz'dan çok daha ufak olan Honda Life gibi bir model bile G-CON sayesinde çok yüksek güvenlik derecelerine sahip olabiliyor.

G-CON'u anlayabilmek için klasik güvenlik anlayışını hatırlamak gerekiyor:

Eski (ve hala yaygın olan) sistemde darbe, otomobil gövdesini boydan boya kateden iki "raya" yükleniyor. Bu sistemin iki önemli dezavantajı var. Birincisi burnun uzun olmasını gerektirmesi, ikincisi de düz olması. Düz olmasının kötü yanı, bir eşiği geçtikten sonra burulması ve bu burulmanın darbenin şiddetiyle beraber artması. Şiddetli kaza geçirmiş otomobillerin gövdesinin yukarı veya aşağı doğru eğildiğini ve bazen sürücünün başını tavana çarparak yaralandığını, bazen de otomobilin ortadan ikiye ayrılma noktasına geldiğini (veya ayrıldığını) görürüz. G-CON'da kullanılan teknolojinin ilk göze çarpan kısmı, grafikte de dikkatinizi çekeceği üzere, "mimari" yapısı. Kubbe ve benzeri olan petek formlarının ne kadar denenmiş ve dayanıklı yapılar olduğunu gerek doğadan (yumurta ve arı petekleri), gerek mimari yapılardan biliyoruz (köprüler, camiler...). G-CON'un en önemli avantajı, darbeyi bir "direkle" değil, "köprüyle" karşılaması. Arabanın önünde başlayan ve en dayanıklı kısmını en tehlikeli darbenin alınacağı buruna veren köprü formu, darbeyi üç ayrı taşıyıcıyla karşılayarak gövdenin en sağlam bölgesine doğru, enerjiyi mümkün olduğu ölçüde yolculara iletmeden ve eşit şekilde dağıtıyor. Burnun gerisindeki taşıyıcılarda da bu köprü yapısı genişleyerek sürüyor, ayrıca yan ve arka darbelerle taklaya karşı da aynı mantık devam ediyor. Jazz'ın G-CON kafesini soldaki resimde görebilirsiniz.


Not: Honda'nın japon sitesinden çektiğim bu grafiğin üzerinde bazı japonca ibareler vardı, Türkçe karşılıklarını bulursam (örneğin Japonca bilen bir ziyaretçi yardım teklif ederse) onları da renklere göre yazacağım. Bu arada Jazz kullananların dikkatini çekmiştir, ortaya alınmasıyla güvenliği "arşa erdiren" ve polimer-reçineden imal edilmiş olan yırtılmaz-yanmaz benzin depomuz, yeterince dayanıklı değilmiş gibi bir de grafiğin orta - altındaki kırmızı çerçevenin içinde yer alıyor, yani arabanın en sağlam bölgelerinden birinde.

Ancak Honda G-CON'u geliştirirken sadece yapıyı değil, malzemeyi de amaca yönelik olarak yeniden tasarlıyor ve çok önemli bir yeniliğe imza atıyor: alümiyum alaşımlı, hafif ve sağlam darbe emici taşıyıcılar. Aşağıdaki resimde bu tür bir yapı elemanının darbeden önce ve sonraki halini görebilirsiniz:

Darbenin düzgün bir şekilde emilmesini sağlayan hafif ancak sağlam çubuklar, çarpışma sırasında genel yapısını koruyarak yarı büyüklüğüne kadar katlanıyor. Köprü yapısı, darbeyi birden fazla sistemin karşılaması ve daha da sağlam taşıyıcılara iletmesiyle, Honda'nın son yıllarda öne çıkan "Man Maximum - Machine Minimum" özetli güvenlik felsefesi karşımıza çıkıyor. Arabanın motor dahil her parçası, kaza sırasında birer güvenlik donanımına dönüşüyor: İçindekiler yaşasın diye araba feda ediliyor, aynı Formula 1 kazalarında olduğu gibi. Bu sistemin başka bir özelliği de, darbe yönüne ve türüne göre farklı malzeme ve mimarilerin kullanılması. Şimdiye kadar gördüğüm kaza geçirmiş Jazz'ların istisnasız hepsinin de yolcu kabinleri kusursuz durumdaydı, camlarda çatlak yoktu, kapıları rahatlıkla açılıp kapanıyordu, arkadan kamyon çarpmış bir örnekte bile hasar bagajın bir santim ötesine zarar vermemişti. G-CON ve benzeri sistemlerin kullanıcıya kaza dışında yansıyan en büyük faydası, güvenlik için uzun bir buruna ihtiyaç kalmaması. Jazz'ın da, Corsa'nın da boyu aynı, ancak Jazz'da burun çok kısa tutulabildiği (ve hala güvenli olduğu) için arabanın içi çok daha geniş.

Başta da belirttiğim gibi sadece Jazz değil ancak sınırlı sayıda da olsa yeni ufak arabalar - başta Modus ve 1007 olmak üzere - artık gerçekten de çok güvenli. Ufak otomobil almayı düşünen ancak güvenlik konusunda çekinceleri olanlar rahatlatlayabilirler. Yeni küçük arabaların büyük bir kısmı 4 ve 5 yıldız almış modeller, ayrıca çocuk ve yaya güvenliği puanları bütün arabalardan daha yüksek. Kendinizi bir yeni BMW 5'te ne kadar güvende hissedeceğinizi düşünün, sonra da Jazz'ın güvenliğinin bu lüks ve kocaman modelle aynı olduğunu, hatta Modus ve 1007'nin daha bile güvenli olduğunu hatırlayın.

Bazı forumlarda ilk kez Jazz, Colt ya da Modus'a binen ve daha önce büyük araba kullanmış olan sürücülerin "sanki taş gelse dağılacak gibi hissediyorum" benzeri açıklamalarını görmüştüm. Bu klişe sözün, sözkonusu arabaların kısa burunlu olmasının doğurduğu ve bilgisizliğin pekiştirdiği duygusal bir yorum olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Ancak bu kadar sağlam otomobillere binip de emniyet kemeri takmıyorsanız, üstüne üstlük bir de tehlikeli (bu sıfattan ne anlarsanız) sürüyorsanız kaza sırasında bu dünyada sizi kurtaracak hiç bir gücün olmadığını da unutmayın.

Günlük felaket tellallığı dozunuzu da verdikten sonra sizi, G-CON ve merkezi benzin deposunun devleştirdiği
3 metre 80 küsur santimlik minik Jazz'ın Astra, 307, Megane II ve Golf gibi arabaların sahiplerini şaşırtan, hatta Golf Plus'ı bile anlamsız kılacak boyutlardaki iç mekanıyla başbaşa bırakıyorum:

2 yorum:

Oğuzhan İmamoğlu dedi ki...

barış bey doyurucu açıklamalarınız için teşekkürler... inşaat mühendisi olduğum için, statik, mukavemet gibi konular hakkında biraz bilgi sahibiyimdir. Jazz'in güvenlik sistemi anladığım kadarıyla çarpışma şiddetiyle oluşan enerjiyi, oluşturulan çerçeve sistemi ve nitelikli malzemeyle tüketme prensibiyle çalışıyor. Deprem mühendisliğindede aynı prensiple çok sert ( rijit ) malzemeyle oluşturulmuş esnek olmayan binalar yerine daha esnek, deprem enerjisini soğurabilen çerçeve sistemleri tercih edilir. Sert (rijit) sistemli yapılar deprem yükleri karşısında bir noktaya kadar hasar görmezken, ani göçmelere maruz kalabilir, ancak belli bir seviyede deformasyona müsaade edilen, deprem enerjisini soğuraran (tüketen) sistemler, belli oranda hasar görselerde ayakta durabilirler.

barış bey bu özellikleri anlatmanız çok güzel, çünkü bunları bilmek, bindiği arabayı daha iyi tanımak, insanı mutlu ediyor. Kıt kaynaklarımızı değerlendirerek, birçok alternatif içerisinden birini seçerek araç sahibi oluyoruz... ne denli isabetli bir karar verdiğimizi bilmek cidden güzel bir duygu....

Barış Purut dedi ki...

Oğuzhan Bey, yorumunuz için çok teşekkürler. Bu ve benzeri konulardaki bilimsel açıklamalarınızı beklerim!