bagaj hacmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bagaj hacmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2007

Jazz için küçük, diğerleri için büyük bir başarı

2,5 metre boyunda, hacimli bir kutu.
3,8 metre boyunda, çok daha fazla hacimli bir otomobil.
ve sonuç:






Bir de sürpriz... Bu haberle öğreniyoruz ki, Fit'in Amerika ve Kanada'da satılanlarında motor yağı ömrü göstergesi de varmış:






Not: İster inanın, ister inanmayın... Kızımızın doğumundan önceki hafta içinde yaptığımız alışverişler sırasında ve ayrıca kardeşimin taşınmasına yardım ederken Jazz'a bu fotoğraftaki durumu anlamsız kılacak kadar yük sığdırdık. Bundan sonra ben de fotoğraflarla belgelendireceğim.

19 Temmuz 2006

İkinci Bodrum Seferinden Notlar

Bodrum'dan geçtiğimiz pazar gecesi döndük. Yolculuğa çıkmadan önceki hafta 28.400 km'deki aracımızı 30.000 bakımına bıraktım, standart bakıma ek olarak polen filtresini temizlettirip bir de klima dezenfektasyonu (ek olarak 38,13 YTL + KDV) yaptırdım.

Önce tüketim bilgileri, ardından da bu yolculuğun esas mucizesi olan "yük" bilgileri.

Gidiş


İlk 250 km klimasız, 4,8 lt/100 km:

Giderken önce Ataşehir'den Yenikapı'ya, ardından feribotla geçtiğimiz Bandırma'dan Bodrum'a kadar 550 kilometre yol yaptık.

Bunun ilk 250 kilometresi klimasız ve tek tük sollama ve yokuşlar dışında düz yolda 80-90 km arası hızlarlaydı. Bu klimasız 250 kilometrenin ilk 150 km'si boyunca tüketim 4,2 litreydi, saat ilerleyip trafik ve sollamalar da artınca 4,8'e kadar yükseldi.

Klimalı 300 km'de 5,4 lt/100 km:

Öğlen olduğunda klimayı açarken göstergeyi sıfırladım. Geriye kalan 300 km boyunca aynı hızlarda ilk başta uzun süre 5,0 litre tüketimle ilerledik. Ardından kızmızın altını değiştirmek ya da karnını doyurmak için verdiğimiz çeşitli molalarda arabamızı çalışır halde ve kliması açık tuttuk, bunların en sonuncusu İzmir - Aydın Otoyolu'ndaki dinlenme tesislerinin oradaydı, arabanın tüketimi bu yorucu park edişlerde 5,6'ya kadar yükseldi. Tekrar yola koyulup Yahşi Yalı'ya vardığımızda tüketim 5,4'e kadar gerilemişti. Eğer park halinde uzun süre klima çalıştırmasaydık tahmin ediyorum bu süreci 5,0-5,2 lt/100 km ile tamamlardık.

Bodrum'un içinde klimalı 150 km, 6,4 lt/100 km

Bodrum'da koylara giden bol virajlı ve çıkışlı yollarda genellikle devirli (sollamalar, yokuşlar) kullandık. Klima hep açıktı. Eğer düz yollarla virajlı yokuşları ayrı ayrı hesaplasaydım düzler 4-5 gibi düşük, diğeri de 8-9 litre kadar yüksek çıkabilirdi.

Dönüş

768 km, klima açık, 6,4 lt/100 km

Dönüşte Didim'e akraba ziyaretine uğrayıp 2 saat kaybedince İzmir - Aydın Otoyolu'nu yüksek hızla (klima açık) katettik. Aynı gelişteki gibi bol bol klimalı molalar da verince, bir de Bursa civarında yol bakım çalışması sebebiyle bir saat süren dur-kalkların etkisi de eklenince tüketim ortalaması 6,4'e yükseldi.

Sonuç:
4,8 lt /100 km x 250 km = 12 litre,

5,4 lt /100 km x 300 km = 16,2 litre,
6,4
lt /100 km x 150 km = 9,6 litre
6,4 lt /100 km x 768 km = 49,15 litre:

86 litre / 1468 kilometre
ve 5,8 litre / 100 kilometre genel ortalama.

Yükleme mucizesi

Çocuksuz tatillerimizde biri büyük biri küçük iki valiz ve bazen ek olarak bir de sırt çantasına herşeyimizi sığdırırdık. Ancak artık çocuklu bir aileydik ve kendimiz için aldığımız toplam yükün belki 4-5 katını da kızımız için taşıyacaktık. Arabaya sığdırmamız gereken valiz, çanta ve torbaları topluca görünce fenalık geçirdim ve acaba tavana takılan portbagaj türünden bir çözüme mi gitmeliyiz diye kara kara düşünmeye başladım, onların da işe yarar hacimde olanlarının 750 ile 1000 YTL arasındaki fiyatlarını görünce çabucak vazgeçtim. Eşim sakin sakin "Ben sığdıracağım, sen merak etme" diyordu fakat kesinlikle inanamıyordum. Arka koltukları yatırmak gibi bir avantajımız yokken bu kadar yükü nasıl sığdırabilirdik ki?

Fazla söze gerek yok, yandaki resme tıklayınız. Bu, çaresizliğimin fotoğrafıdır.
Ancak sevgili karım yükleme konusundaki tecrübesini bir konuşturdu, pir konuşturdu. Sonuç çok şık olmayabilir ve arabanın kullanım amacının ötesine geçebilir, hatta 70'lerin gurbetçilerinin "kesin dönüş" otomobillerini de andırabilir ama gerçekten de hepsini sığdırdı.

Açıkçası yükler Jazz'ın yeteneklerini geçiyordu ama bizi kurtaran arka koltukların altındaki boşluk oldu. Bakınız gurbetçimobil resimleri:





Arka koltuğun son hali daha derli topluydu, buradaki kadar dağınık değil. Ayrıca Defne Hanım'ın koltuğunu da resimdeki gibi kapı dibine değil, aslında tam ortaya bağlıyoruz: yandan çarpmalara karşı aldığımız fazladan bir güvenlik önlemi... Hem de bu sayede arkaya iki kişi oturması gerektiğinde kızımızın iki yanına yerleşiyorlar (rahatlıkla sığıyorlar) ve bizimki de bol bol eğleniyor.

Sonuç

Klimalı sürüşe, bu kadar abartılı yüke ve iki yetişkin yolcunun varlığına rağmen Jazz hiç sıkıntı yaşatmadı. Belki aracımızın düz vitesli olmasının da etkisi vardır. Rampalarda, sollarken ya da rampalarda sollarken asla soğuk terler dökmedim. Sadece Manisa civarında dağ yollarından geçerken bir ara motorun nefessiz kaldığını hissettim. Araba önce yokuşta vitesi ne kadar küçültsem de hızlanamaz hale geldi, düzlükte kendine gelir diye bekledim, ardından düzlüğe eriştiğimizde de hızlanamadı. Ancak önümdeki ve arkamdaki diğer araçlar da aynı durumdaydı, kimse kimseyi geçemiyordu. Herhalde oradaki hava koşulları ve rakımla ilgili bir durumdu. Sonuçta bu kadar sıcak havada büyük çoğunluğu klimalı geçen bir yolculukta benzinli bir otomobil için 5,8 litre / 100 km gayet makul bir rakam. Önceki seneki tatillerde genel ortalamamız 5,6-5,7 oluyordu zaten.

Yükümüz daha az olsaydı, klimalı uzun molalara girmeseydik, dönüş yolunda da kaybettiğimiz vakti telafi etmek için otoyolda hızlı gitmeyip 90 km/s'i tuttursaydık eminim 5,0-5,2 gibi bir ortalamayla bitirebilirdik.

Yazarken farkettim, bunlar aslında "Çocuğumuz olmasaydı" demekle aynı şey. Olsun, fazla yakalım, Defneli hayat çok güzel!


27 Haziran 2005

İlk tanışma

İki üç gün sonra Honda Damla'nın önünden geçerken aklıma kardeşimin tavsiyesi geldi, eşime "Jazz'a da bir bakalım mı?" diye sordum, isteksizce onayladı. Galeriye girdik, Jazz'ı alıcı gözle - ama hala dışarıdan - incelemeye başladık. Tipi çok sevimli geliyordu, önü spor, arkası aile arabası hissi veriyordu, ufaktı (3.85 metre), Corsa ya da Getz gibi arabaların boyundaydı. Dolayısıyla içi de çok dar olmalıydı.

Derken birimiz kapısını, diğerimiz de bagajını açtık, ne olduysa da o an oldu. Bu kadar araba inceledikten sonra belli kalıplarla bakmaya alışmış gözlerimiz nihayet geniş bir araba bulmanın sevinciyle parladı. Ancak Jazz gibi ufak bir otomobilin (burnunun kısalığına rağmen) nasıl olup da bu derece geniş olabildiğini aklım almadı. İçi bir üst sınıftaki Golf, Astra ya da Megane II'den kesinlikle çok daha ferah ve aydınlıktı. 380 litrelik bagajı bu arabaların hepsininkinden daha büyüktü. Bütün bunlar bizim için yeterince iyi değilmiş gibi bir de Magic Seats denen harikayla tanıştık, zaten o an, Jazz almaya karar verdiğimiz andır. Hayatım boyunca sayısız araba inceledim, her türlü koltuk fonksiyonunu kullandım ama bu kadar kolay kontrol edilip bu kadar da sade ve etkili olan tek bir örnek daha görmedim.

Ancak arabada beğenmediğimiz noktalar da oldu. İncelediğimiz Jazz, 2004 modeldi ve ön konsolun tasarımını zayıf bulmuştum. Müzik sistemi düğmeleri, klima kumandaları ve bütün diğer butonlar eski yüzlü duruyordu. Gösterge aydınlatması da bana göre yetersizdi.

Yine de Jazz'ın işlevselliği ve genişliği bizi bu kadar etkileyince çok detaylı bir araştırmaya başladım. Araştırmada öğrendiklerim bir sonraki yazıda yer alacak.

Jazz'dan önce, seçenekleri incelerken

Araba yenilemeye karar verdiğimde çok uzun ve detaylı bir araştırma yapmaya başladım. Güvenliği yüksek, tüketimi düşük, iç hacmi yeterli ve özellikle bagajı 350 litreden büyük, işlevsel ve sürüşü de keyifli bir model arıyorduk.

Jazz hiç aklımızda yoktu. İlk seçeneklerimiz yeni Astra, Megane II hb, Toyota Corolla hb ve Mazda 3 Sedan'dı. Karım bunları büyük buluyor ve Opel Corsa'yı tercih ediyordu. Diğer beğendiğimiz bir model de yeni Audi A3'tü ancak o da bütçemizi çok aşıyordu, dolayısıyla baştan eledik.

Yeni Astra Türkiye'ye gelince Gedizler'e gittik. Astra'yı pek beğenemedik, tasarımı kaba, içi de fazla ağır geldi. Eşim orada Corsa'nın bizim için ne kadar dar ve kullanışsız olduğunu da görünce Opel'i de unuttuk. (Jazz'ın türünde sayılabilecek Meriva da vardı elbette ama kesinlikle ferah bulmadık, içine girmemizle bunalıp fırlamamız bir oldu, zaten o sırada o sınıfa da ilgi duymuyorduk)

Tasarımını (çoğunluğun aksine) sevdiğimiz Megane II HB'nin büyük boyutlarına rağmen ne kadar karanlık ve aslında geniş de sayılamayacak bir araba olduğunu görünce Renault'dan da vazgeçtik. Ayrıca gerek Astra gerek Megane'da sunroof (eski arabamızda da olduğundan özellikle istiyorduk) gibi donanımlara girdiğinizde fiyat çok yükseliyor, ucuz olan giriş modellerinde de tatmin edici donanım bulunmuyordu.

Geriye çok beğendiğimiz Mazda 3 Sedan ve Corolla Hatchback kalmıştı. Mazda 3'ün giriş seviyesindeki donanımı bütün rakiplerinden çok daha iyiydi, fiyatı da çok uygundu. Ancak almayı istememize rağmen o sırada konuştuğumuz galeriler arabada 5-6 aylık bekleme süresi olduğundan bahsettiler. Kös kös geri döndük.

Son olarak Toyota Corolla'ya (hb) baktık. Zengin donanımı, teknik üstünlüğü, malzeme ve işçilik kalitesi, servis giderlerinin düşüklüğü ve kullananlardan bol bol duyduğumuz övgülerle kolaylıkla seçilebilecek bir arabaydı, ancak Astra'sından Megane'ına sayısız rakibinde zaten yetersiz bulduğumuz iç mekan ve bagaj konusunda daha da düşük değerler sunuyordu, ayrıca dış tasarımına da fazla ısınamamıştım.

Bu arada bir önceki Golf'ü çok beğeniyorduk ancak yenisi çıktığında kahrolduk desem yeridir, beğenemedik, bagajının ufaklığını da aklım almadı, kasası yenilenen bütün modellerde araba boy ve yükseklikleri artmış, ancak bagajlar nedense büyüyememiş ya da küçülmüştü. (24.11.2005 tarihli ek: Eski Golf'ün arka amortisörleri Torsiyon Çubuğu tipindeyken yenilerde McPherson tipine geçilmiş. McPherson, yol tutuşu açısından ağırlaşıp büyüyen Golf'e elbette gerekli olabilir ancak o kadar yer kaplıyor ki araba irileştiği halde bagaj küçülüyor)

Bir de şu gerçek var, o da aslında bu arabaların tekinin bile tüketim açısından ekonomik olmadığı. Hepsinin de 8 litreden başlayan şehir içi tüketim değerleri var, özellikle az harcayan araba arayanlar için kesinlikle uygun değiller. Elbette dizel seçeneği de var ancak bu sınıftaki araçların dizel olanları çok pahalı ve bazılarında benzinliyle aradaki fiyat farkını kapatmak için 100-150 bin km yapmak gerekebiliyor. Halbuki çoğumuz arabalarımızı o kadar kilometreyi aşmadan elden çıkarıyoruz,
arabaların ikinci el değerleri 100.000'i geçince çığ gibi düşüyor.

Ne yapacağımızı şaşırmış bir durumdayken kardeşim Jazz'a bir bakmamızı söyledi. "O çok küçük, bize yetmez" dedim. Astra'yı - Golf'ü ufak bulduğumuza göre herhalde Scenic ya da C-Max gibi arabalar paklayacaktı bizi, ancak onlar da pahalıydı. Bu tavsiyeyi yine de not ettim.