19 Temmuz 2006

İkinci Bodrum Seferinden Notlar

Bodrum'dan geçtiğimiz pazar gecesi döndük. Yolculuğa çıkmadan önceki hafta 28.400 km'deki aracımızı 30.000 bakımına bıraktım, standart bakıma ek olarak polen filtresini temizlettirip bir de klima dezenfektasyonu (ek olarak 38,13 YTL + KDV) yaptırdım.

Önce tüketim bilgileri, ardından da bu yolculuğun esas mucizesi olan "yük" bilgileri.

Gidiş


İlk 250 km klimasız, 4,8 lt/100 km:

Giderken önce Ataşehir'den Yenikapı'ya, ardından feribotla geçtiğimiz Bandırma'dan Bodrum'a kadar 550 kilometre yol yaptık.

Bunun ilk 250 kilometresi klimasız ve tek tük sollama ve yokuşlar dışında düz yolda 80-90 km arası hızlarlaydı. Bu klimasız 250 kilometrenin ilk 150 km'si boyunca tüketim 4,2 litreydi, saat ilerleyip trafik ve sollamalar da artınca 4,8'e kadar yükseldi.

Klimalı 300 km'de 5,4 lt/100 km:

Öğlen olduğunda klimayı açarken göstergeyi sıfırladım. Geriye kalan 300 km boyunca aynı hızlarda ilk başta uzun süre 5,0 litre tüketimle ilerledik. Ardından kızmızın altını değiştirmek ya da karnını doyurmak için verdiğimiz çeşitli molalarda arabamızı çalışır halde ve kliması açık tuttuk, bunların en sonuncusu İzmir - Aydın Otoyolu'ndaki dinlenme tesislerinin oradaydı, arabanın tüketimi bu yorucu park edişlerde 5,6'ya kadar yükseldi. Tekrar yola koyulup Yahşi Yalı'ya vardığımızda tüketim 5,4'e kadar gerilemişti. Eğer park halinde uzun süre klima çalıştırmasaydık tahmin ediyorum bu süreci 5,0-5,2 lt/100 km ile tamamlardık.

Bodrum'un içinde klimalı 150 km, 6,4 lt/100 km

Bodrum'da koylara giden bol virajlı ve çıkışlı yollarda genellikle devirli (sollamalar, yokuşlar) kullandık. Klima hep açıktı. Eğer düz yollarla virajlı yokuşları ayrı ayrı hesaplasaydım düzler 4-5 gibi düşük, diğeri de 8-9 litre kadar yüksek çıkabilirdi.

Dönüş

768 km, klima açık, 6,4 lt/100 km

Dönüşte Didim'e akraba ziyaretine uğrayıp 2 saat kaybedince İzmir - Aydın Otoyolu'nu yüksek hızla (klima açık) katettik. Aynı gelişteki gibi bol bol klimalı molalar da verince, bir de Bursa civarında yol bakım çalışması sebebiyle bir saat süren dur-kalkların etkisi de eklenince tüketim ortalaması 6,4'e yükseldi.

Sonuç:
4,8 lt /100 km x 250 km = 12 litre,

5,4 lt /100 km x 300 km = 16,2 litre,
6,4
lt /100 km x 150 km = 9,6 litre
6,4 lt /100 km x 768 km = 49,15 litre:

86 litre / 1468 kilometre
ve 5,8 litre / 100 kilometre genel ortalama.

Yükleme mucizesi

Çocuksuz tatillerimizde biri büyük biri küçük iki valiz ve bazen ek olarak bir de sırt çantasına herşeyimizi sığdırırdık. Ancak artık çocuklu bir aileydik ve kendimiz için aldığımız toplam yükün belki 4-5 katını da kızımız için taşıyacaktık. Arabaya sığdırmamız gereken valiz, çanta ve torbaları topluca görünce fenalık geçirdim ve acaba tavana takılan portbagaj türünden bir çözüme mi gitmeliyiz diye kara kara düşünmeye başladım, onların da işe yarar hacimde olanlarının 750 ile 1000 YTL arasındaki fiyatlarını görünce çabucak vazgeçtim. Eşim sakin sakin "Ben sığdıracağım, sen merak etme" diyordu fakat kesinlikle inanamıyordum. Arka koltukları yatırmak gibi bir avantajımız yokken bu kadar yükü nasıl sığdırabilirdik ki?

Fazla söze gerek yok, yandaki resme tıklayınız. Bu, çaresizliğimin fotoğrafıdır.
Ancak sevgili karım yükleme konusundaki tecrübesini bir konuşturdu, pir konuşturdu. Sonuç çok şık olmayabilir ve arabanın kullanım amacının ötesine geçebilir, hatta 70'lerin gurbetçilerinin "kesin dönüş" otomobillerini de andırabilir ama gerçekten de hepsini sığdırdı.

Açıkçası yükler Jazz'ın yeteneklerini geçiyordu ama bizi kurtaran arka koltukların altındaki boşluk oldu. Bakınız gurbetçimobil resimleri:





Arka koltuğun son hali daha derli topluydu, buradaki kadar dağınık değil. Ayrıca Defne Hanım'ın koltuğunu da resimdeki gibi kapı dibine değil, aslında tam ortaya bağlıyoruz: yandan çarpmalara karşı aldığımız fazladan bir güvenlik önlemi... Hem de bu sayede arkaya iki kişi oturması gerektiğinde kızımızın iki yanına yerleşiyorlar (rahatlıkla sığıyorlar) ve bizimki de bol bol eğleniyor.

Sonuç

Klimalı sürüşe, bu kadar abartılı yüke ve iki yetişkin yolcunun varlığına rağmen Jazz hiç sıkıntı yaşatmadı. Belki aracımızın düz vitesli olmasının da etkisi vardır. Rampalarda, sollarken ya da rampalarda sollarken asla soğuk terler dökmedim. Sadece Manisa civarında dağ yollarından geçerken bir ara motorun nefessiz kaldığını hissettim. Araba önce yokuşta vitesi ne kadar küçültsem de hızlanamaz hale geldi, düzlükte kendine gelir diye bekledim, ardından düzlüğe eriştiğimizde de hızlanamadı. Ancak önümdeki ve arkamdaki diğer araçlar da aynı durumdaydı, kimse kimseyi geçemiyordu. Herhalde oradaki hava koşulları ve rakımla ilgili bir durumdu. Sonuçta bu kadar sıcak havada büyük çoğunluğu klimalı geçen bir yolculukta benzinli bir otomobil için 5,8 litre / 100 km gayet makul bir rakam. Önceki seneki tatillerde genel ortalamamız 5,6-5,7 oluyordu zaten.

Yükümüz daha az olsaydı, klimalı uzun molalara girmeseydik, dönüş yolunda da kaybettiğimiz vakti telafi etmek için otoyolda hızlı gitmeyip 90 km/s'i tuttursaydık eminim 5,0-5,2 gibi bir ortalamayla bitirebilirdik.

Yazarken farkettim, bunlar aslında "Çocuğumuz olmasaydı" demekle aynı şey. Olsun, fazla yakalım, Defneli hayat çok güzel!


25 yorum:

Ahmet Gür dedi ki...

Barış Bey hoşgeldiniz. Kızınız büyümüş, geç de olsa tebrikler! Uzunca bir süredir aralıklarla olsa da blog’unuzu -öncesinde ekşisözlük- takip ediyorum. Bir ara annemin otomatik clio’su yerine CVT Jazz almayı düşündüğümüz için yahoo grubuna da üyeydim, takip ettiğim süre boyunca 2 araba satın aldık ancak Jazz almaya ikna olmadık. Sebebi tanımladığımız öncelikli ihtiyaçları (benim için performans-tüketim, annemde otomatik vites-tüketim) Jazz’ın karşılamaması. Bence Jazz’ın tercih edilmesine sebep olabilecek en önde gelen özelliği, sizin de öncelikli ihtiyacınız olan sınıfının çok üzerindeki iç hacmi. tabi sorunsuzluğunu, kalitesini ve bir de CVT şanzımanın şehiriçi trafikteki pürüzsüz kullanımı da unutmamak lazım. Sürüş dinamikleri açısından bulunduğu sınıfı aşan bir yanı yok. Performans-tüketim dengesi ise kullanım tarzına, sürücü beklentisine göre değişebiliyor. Sabit hızlarda, fazla zorlamadan kullanıldığı zaman düşük-başarılı çıkan tüketim otoban temposunda (burada üzerinde durulmayan Autoshow 100.000 km. testi+yahoo grubunda rastladığım 8-9 lt civarındaki veriler) bence verdiği performansa göre yüksek çıkıyor. CVT’nin şehir içi tüketim verileri çok ekonomik sayılmaz. Son seyahatinizdeki veriler günümüz standartlarında artık normal kabul edilebilir.
Tüketim-performans dengesi yeni nesil dizellerde çok başarılı. Yüksek tork ile gelen kullanım rahatlığını da unutmamak gerekiyor, yokuş çıkmak çok zevkli.

Önce sattığımız araçların değişik koşullardaki tüketimleri:
2004 Corsa 1.4 Twinport 90 hp. 125 nm. Düz vites:

Ankara-Kuşadası, 5 saat 40 dk. (5 dk benzin alma dahil) 6.7 lt/100 km. %50 klima kullanımı, 2 kişi

Ankara-Bodrum, 7.5 saat (max. 110-130 km/h), 5.7 lt/100 km., %50 klima kullanımı, 2 kişi

Ankara-İstanbul, 3 saat 20 dk. (Eryaman-Ortaköy), 7.2 lt/100 km., 4 kişi, %100 klima kullanımı.

Şehiriçi 6.5-7.2 lt/100 km.
Hiçbir koşulda 8 lt/100 km’yi geçmedi, hızlı ve ekonomikti, ama direksiyon kutusu sorunluydu, 30.000 içinde 2 kere garantiden değişti (Yol bilgisayarı yoktu, 90 sabit vs. deneyemedim).

2001 Clio 1.4 16V 98 hp 127 nm. Otomatik (yabancı dergi anketleri ne derse desin, biz 60.000 km kullandık, küçük ama sorunsuz ve güzel bir arabaydı)

Ankara-Bodrum, 8 saat (max. 110-120 km/h), 5.5 lt/100 km., %80 klima kullanımı, 3 kişi

Şehiriçi: 8 lt/100 km.

Şimdiki araçlarımız:

Grande Punto 1.3 MJ 75 hp, 190 nm. Düz vites.

Ankara-Kemer, 6 saat, (max. 110-120 km/h) 4.7 lt/100 km. %100 klima kullanımı, 4 kişi

şehiriçi: 5.7 lt/100 km.-çoğu dur-kalk-

Bir gün merak ettim, denemek için 10 km. boyunca 70-80 km/h civarı gittim 3.3-3.5 lt/100 km. çıktı, ama bence bu değer 3 lt/100 km çıksa bile bir anlamı yok, çünkü gerçek yol koşulu değil.

Toyota Yaris D4-D MMT 90 hp, 190 nm.

Ankara-Bodrum, 8 saat (max. 110-120 km/h), 4.5 lt/100 km., %100 klima kullanımı, 2 kişi

Şehiriçi: 5.2-5.4 lt/100 km. -%50 dur-kalk- (MMT vites değişimleri sarsıntılı, CVT ile kıyaslanmaz ama ekonomik)

İyi günler...

Barış Purut dedi ki...

Merhaba Ahmet Bey, detaylı yorumunuz ve ilettiğiniz tüketim verileri için teşekkürler...

Şunu aradan çıkarmalıyım, Auto Express'in 100.000 km testinden günlüğe gelen bir yorum sayesinde haberdar olmuş (siz miydiniz?) ve 1-2 hafta gecikmeli olarak sadece o yoruma cevap yazarken üzerinde kısaca durabilmiştim. Jazz hakkındaki bütün yabancı kaynaklı haberleri çok uzun bir süredir Google Alerts vasıtasıyla takip ediyorum ve bu test bana o kanalla ulaşmamıştı. Yoksa Türk dergide yayınlanmadan önce burada bütün detaylarıyla değerlendirirdim. O test üzerine olan düşüncem hala aynı, belki binde bir yaşanacak türden bir talihsizlik test aracında yaşanmış.


Kimi CVT Jazz sahiplerinin 8-9 litreyi bulan şehir içi ortalamalarını ben de okudum ancak böyle rakamlar azınlıkta kalıyor. Düzler genellikle 4-6 arası, otomatikler de 5-7 arası tüketime sahipler. 300'den fazla üyesi bulunan jazzcikardesler.com'daki veriler de çoğunlukla böyle aslında. Sürüş karakterinin tüketimde motor teknolojisi kadar büyük bir payı olduğu kesin.

Hayatta asla bozmayacağım bir yeminim var. Asla otomatik vitesli araç kullanmam; CVT de olsa istemem çünkü hem daha yüksek yakıyor hem de sürüş keyfinden anladığım şeyi yok ediyor. Kullananlara elbette bir diyeceğim yok, bu bir tercih meselesi. Gerçi dizel kullanmamak da bir diğer yeminimdi fakat yeni nesil dizeller sizin de belirttiğiniz gibi son derece verimliler.

Yalnız performans konusunda düz vitesli Jazz asla sürücüsünü üzen bir araç değil. 1.3 motorundan beklenmeyecek bir esneklik ve çeviklik sunuyor. Rampada dizeller kadar istekli olamayacağı kesin ama benim de şimdiye kadar bu konuda bir sıkıntı yaşamışlığım yok. Mütevazı motorun 1000 kilonun altındaki hafif kasayla iyi anlaşmasının önemi büyük gibi geliyor bana. Ayrıca I-DSI motorda maksimum torkun diğer benzinlilerden çok daha düşük bir devirde üretilmesi de büyük bir avantaj.

Özenli yorumlarınızı ileride de beklerim, tekrar sağolun.

Oğuzhan IMAMOGLU dedi ki...

Barış tekrar aramıza hoşgeldin. Bu yazıdan çıkardığım ana fikir, jazz almanın tek başına yeterli olmadığı, bunun yanısıra jazzın imkanlarını zorlayabilecek, becerikli bir hayat arkadaşına sahip olmak gerekliliğidir...:)

Defne büyümüş, ne tatlı bir kız olmuş öyle? Allah bağışlasın, babaya mı benziyor acaba?

Verdiğin tüketim rakamlarını benzer sürüş koşullarında ben de yakaladım. CVT kullanan jazzcılar darılmasın ama jazzın sürüş karakteri düz vitesli araçlarda daha çok hissedilebiliyor. Ama CVT jazz sürmekten keyif aldığım en güzel otomatiklerden bir tanesi diyebilirim. Benim için yakıt ekonomisi önemli, dolayısıyla alacak olsam tercihim yine düz jazz olurdu.

Tüm bu tüketim değerlerinden, iç hacim esnekliğinden öte, bazen acaba kendi kendime gaz mı veriyorum diye düşünmüyor değilim, jazz'ı kullanırken aldığım sürüş zevki, kendimi evde ve rahat hissetme duygusu. Bu keyfi kullandığım üst sınıf araçlarda bile alamıyorum. Dediğim gibi, bu öznel bir yorum belki, belki alınteri ile alınmış olduğu için böyle hissetiriyor ama hissettiklerim gerçek...

Yakıt ekonomisi açısından araç almaya niyetlendiğimde tercihim bir dizel araç almaktı ancak jazz'ın esnek iç hacmine, donanımına ve özelliklerine sahip b sınıfı bir dizel bulamadım, daha üst sınıf dizeller de zaten jazz kadar tüketiyordu ve çok pahalıydılar. Jazz benim için en makul seçenek oldu. Biraz da arabayı ekonomik olarak kullanma gayreti ile birlikte artık dizel aramıyorum...

Çok incelemedim ama Ahmet Gür beyin bahsettiği Grand Puntoyu dışarıdan çok beğeniyorum, görünce dönüp bir daha bakıyorum, dizel motoru da çok ekonomik görünüyor. Bir test etmek isterdim doğrusu...

Barış, tekrar hoşgeldin...

Barış Purut dedi ki...

Çok sağol Oğuzhan, Defne'yi ben daha çok annesine benzetiyorum ve bundan çok memnunum. "Babasına bak kızını al" diye bir atasözü yok ne de olsa :)

Şuna içtenlikle inanıyorum, Jazz değil Trabant kullanıyor olsam onda da aşık olacak şeyler bulurdum. Neticede otomobilleri ve araba sürmeyi seviyorum. Ancak bir seneden uzun süren bir araştırma yapıp sayısız seçenekten Jazz'a kadar indiğim için iddia edebilirim, hayatımın bu döneminde başka hiç bir otomobil ihtiyaçlarıma bu kadar uygun olamazdı. Zaten o yüzden heyecanla anlatıp duruyorum.

Jazz'ı seçme aşamasında ben de senin sözünü ettiğin noktalara takılmıştım. Bu donanım ve iç hacmi verebilecek dizeller (veya benzinliler) çok çok daha pahalı. Jazz'la elde ettiklerime rakiplerin çok daha pahalı büyük dizellerinde bile ulaşamıyordum.

Jazz'la senede ortalama 20.000 km yapıyoruz. Bu da benim kullanışımdaki karma tüketimi olan 5,5 lt / 100 km ile yılda 1100 litre (26 depo) benzin ediyor. Günümüzdeki 3 YTL fiyattan hesaplarsak yılda 3300 YTL'lik yakıt tüketiyoruz. Aynı koşullarda Jazz'ın bana sağladıklarını verebilecek büyüklükte bir dizel kullanıyor olsaydım herhalde 2-3 milyar arası tüketimim olurdu diye tahmin ediyorum, ayrıca o iç hacmi sağlayacak dizellerin ne kadar pahalı oldukları da ortada. Benim koşullarımda dizel almanın anlamı olmadığını düşünüyorum.

Ahmet Bey'in de durumundaki gibi iç hacimden başka önceliklerim olsaydı seve seve dizel süperminilere bakardım. Mesela Grande Punto'yu ilk gördüğüm andan beri tasarımına hayranım diyebilirim. Belli ki motoru da çok başarılı. Sokağımızda biri kırmızı diğeri de lacivert iki Grande Punto var ve penceremizin önüne park edildiklerinde keyifle seyrediyorum. Ancak dışının benzersiz güzelliğini ve adeta Ferrari ruhu taşıyan iddialı tasarımını içinde devam ettiremedikleri izlenimine kapıldım. Yine de mevcut Polo ya da Corsa gibi modellerden çok daha iyi bir seçim...

Hoşuma giden nedir biliyor musunuz, yorumlar haberlerden daha uzun olmaya başladı bu günlükte :)

Ahmet Gür dedi ki...

Barış bey tekrar merhabalar,
Jazz’ın 100.000 km testini günlükteki mesajdan önce okumuştum, mesajı ben yazmadım. Size katılıyorum, eski bir deyimle "münferit" bir arıza, başka bozulan CVT şanzıman duymadım. Aslında Corsa’yı kullanmayı öngördüğüm süre 4 yıldı. Corsa’dan sonra kesin Toyota, Honda veya Mazda alırım diyordum, çünkü 1991-2003 arasında 245.000 km kullandığımız Mazda 323 ile sadece 1 kere, 235.000’inci km’de yolda kaldık –elektronik ateşlemenin okuyucusu- bunun dışında hiçbir yeri bozulmadı+çok dayanıklıydı. Sattığımızda aks bilyaları daha yeni ses yapmaya başlamıştı. Grande Punto’nun kullanımını çok beğendim, fiyatı da uygundu ve Corsa’nın garantisi bitmişti :), hiç hesapta yokken değiştirdik. Puntonun içindeki plastik kalitesi ve gösterge tablosu dediğiniz gibi dışı ile uyumsuz. Ben de sizin gibi arabaları, markası ne olursa olsun çok seviyorum. Forumlarda zamanım olmadığı için fazla yazamıyorum. Yazdığım bir yorumun adresi:

Nick: gurz, 12 Temmuz 2006; 16:16:58 ve 15 Temmuz 2006; 15:49:34
http://forum.donanimhaber.com/m_6101589/mpage_92/key_/tm.htm

Punto’yu seviyorum ama Mazda kadar değil :) Çünkü uzun dönemde onun kadar sağlam-sorunsuz olmayacağını hissettiriyor. Bu arada Internet üzerindeki tartışma ortamlarının hiçbiri sizinki gibi değil, sizi kutlarım.

Adsız dedi ki...

Ahmet Bey'in Clio için verdiği değerlerin sağlıklı olduğunu sanmıyorum. Jazz CVT'nin performansına ve tüketimine sınıfında hiç bir araba yetişemiyor. Bunu herkes biliyor. Daihatsu Sirion otomatik ve ikizi Toyota Yaris 1.3 MMT belki Jazz'ı zorlayabilir. Dizel arabalarla benzinlileri kıyaslamamak lazım. Hele hele MMT, Easytronic, ASM, Dualogic gibi sakat doğum şanzımanların eziyetiyle CVT... asla :D
Saygılar
Selim TOKGÖZ

Adsız dedi ki...

Şunu da eklemeliyim, yerli dergilerin Japon düşmanı olduğunu zaten biliyoruz. Hani bu önyargıyla -biraz uçuk bir fikir ama- şanzımanı bozmak için her yolu deneyeceklerini bile düşünebilirim. Ben yabancı dergilere abone olduktan sonra üzerinde simit yemekten başka bir işe yaramayan yerli dergileri takip etmez oldum, arıza nedir bilmiyorum ama kesinlikle referans almıyorum. Yerli basında Avrupalılar eterince kayırılıyor zaten. Öyle bir faşist ortam yarattılar ki, Türkiye, Japon pazar payının en düşük olduğu bir kaç ülkeden biri haline geldi. Avrupalı bile Japon arabasına bizim güvendiğimizden çok güveniyor. Olacak iş değil.
Saygılar
Selim TOKGÖZ

Barış Purut dedi ki...

Ahmet Bey, araç yenilemeye karar verdiğimiz ve henüz Jazz'ı kesinlikle tanımadığımız dönemde eşimle gönlümüzden ilk geçen araç Mazda 3'ün sedanıydı. Çok uzun bekleme süresi sebebiyle başka seçeneklere doğru kaydık. O sıralarda bu yeni Mazda modellerinin eskiler kadar dayanıklı olmadığını iddia edenler vardı ama doğruluğunu bilemiyorum.

Punto'nun bir önceki kasası, geçmişteki JD ve Top Gear anketlerine göre Avrupa'nın en sorunlu otomobillerinden biriydi. Belki de Grande Punto sadece bu sebeple Fiat'ın özellikle üstüne düştüğü ve kalitesini yükselttiği bir araç olmuştur. Umarım çok satar ve yollar güzel arabalarla dolar. Stilo 3 kapı da bence 'bir içim su'ydu ancak malesef satmadı, 5 kapılı olanında da 3 kapılının havasından eser yoktu. Böyle güzel otomobilleri kullanamayacak olsam da etrafımdakiler alsın istiyorum.

>Internet üzerindeki tartışma ortamlarının hiçbiri sizinki gibi değil, sizi kutlarım.

Bu sanırım hepimiz için büyük değer taşıyan bir yorum, teşekkürler.

Gökçe AYDIN dedi ki...

Barış Bey, gerçi tahminen dizele bile karşı olan biri bu söylediğimi hakaret bile sayabilir ama, şu anda benzinin litre fiyatı öyle arttı ki neredeyse bırakın Honda Jazz'ı scooter kullanmayı bile ekonomik saymayacağım:) Jazz'a LPG uygulanabilirliği ve sonuçları hakkında bilgi veya fikriniz var mı?

GÖKÇE AYDIN dedi ki...

Bu arada Sayın Selim Tokgöz,

Bahsettiğiniz yabancı dergilerin ismini verebilir misiniz? Otomobil konusunda sağlıklı bilgi alabileceğim kaynak açlığı çekiyorum.

Adsız dedi ki...

selimtokgoz@yahoo.com

Barış Purut dedi ki...

Gökçe Bey, gerçi siz Selim Bey'e sormuşsunuz ancak ben de kendimce bazı ufak tavsiyelerde bulunmak istedim.

Ücretsiz takip edebileceğiniz çeşitli otomobil yayınları:

http://www.topgear.com/
http://fifthgear.five.tv/
http://www.caranddriver.com/
http://www.honestjohn.co.uk/

Ayrıca herkesin kendi arabası hakkında yazdığı ve her markanın her modeli hakkında - süpersporlar dahil - doyurucu tüketici yorumu bulabileceğiniz bir site:

http://www.carsurvey.org/

Bunların dışında dergi olarak özellikle İngiliz Car (türkçesi de var ama orijinalini tavsiye ederim) ve Top Gear dergilerini tavsiye ederim. Çok fazla otomobil dergisi var ama pek azı bu ikisi kadar bilgi ve keyif verebiliyor...

Ahmet Aksoy dedi ki...

Selamlar Barış Bey, hoşgeldiniz. Gökçe Aydın arkadaşımız Jazz'a lpg yapan var mı diye sormuş. Evet var. Kim olduğunu, memnun olup olmadığını bilmiyorum ama aşağıdaki linkten uygulayan biri olduğunu görebilirsiniz.
Saygılar
Ahmet Aksoy

http://forum.donanimhaber.com/m_6861582/tm.htm

Barış Purut dedi ki...

Gökçe Bey'in atladığım sorusunu dikkate alıp cevapladığınız için çok teşekkürler Ahmet Bey,

Gökçe Bey, sizden de bu dikkatsizliğim için özür dilerim.

Bir zamanlar LPG'nin motora zararı olabileceği yönünde iddialar duymuştum ancak doğruluğunu bilmiyorum.

Ahmet Aksoy dedi ki...

Rica ederim Barış Bey, sizin bir soruyu atladığınızı aklımın ucuna bile getirmedim. Hele sizin yerinize bir soruyu, hem de sizin yerinizde, yanıtlamam haddim değil. Zaten, tatlı, şirin kız bebeği babası olanların, sizin deyiminizle "dikkatsiz" olmaları kadar doğal birşey olamaz. Sadece "Jazz'a lpg uygulaması" ile ilgili tesadüfen rastladığım bir bilgiyi sizinle paylaşmak istedim.

Değil benzinin yarısı, çeyreğini yaksa, ortalıkta ocağı bozuk bir mutfak gibi kokan canli bomba şeklinde dolaşmam.

Sürçü-lisan ettiysem affola.

Ahmet Aksoy

Barış Purut dedi ki...

Katılıyorum Ahmet Bey, otomobil denen şeyin kendisi zaten yeterince tehlikeli. Bu arada burayı kendi yeriniz gibi görmezseniz gücenirim...

Gökçe Aydın dedi ki...

Bu konuda sizlere katılmıyorum arkadaşlar.

Tehlikeli olan LPG'nin kendisi değil, LPG'nin hatalı kullanımıdır. LPG konusunda uzun süredir araştırma yapıyorum. Aldığım bilgiler gösteriyor ki standartlara uygun bir LPG sistemini monte ettirip kurallara uygun bir şekilde kullandığınız zaman LPG benzinden bile güvenlidir. Ama çok şaşmıyorum tabii, bu millet 5 milyon dolarlık ve mevcut hatta birkaç çivi çakılmasıyla oluşan hızlandırılmış tren projesi kaza yapınca 2 milyar dolara yakın(dikkat! biri milyon biri milyar) ve mevcut hatla ve trenlerle hiç alakası olmayan sıfırdan yeni bir hat yapılmasıyla oluşmuş hızlı treni bile güvensiz ilan edebiliyor. Standartlara uygun olmayan LPG'li taşıtların sebep olduğu ölümleri tüm LPG sistemlerine maletmesin mi?

Yalnız size tavsiyem, Honda Jazz'larınızda bulunan özellikle yolcu havayastıklarını da bir an önce söktürmeniz. Ne de olsa havayastığı da sadece öndekinin kafasını uçurmaya yarayan bir cihaz, hatalı kullanımla falan alakası yok onun:)

Sözümü bitirirken, benzinden çok daha çevre dostu olan bu yakıtın bir gün hakettiği değeri kazanmasını umut ettiğimi belirtiyorum.

Barış Purut dedi ki...

Gökçe Bey, LPG konusundaki bilgisizliğimden dolayı aklıma takılan detayları sizinle paylaşmak istiyorum, bir ara cevap veme imkanınız olursa çok sevinirim.

Güvenilir olmadığını iddia edebilecek bilgiye sahip değilim, detaylı bir şekilde araştırdığınıza göre doğrudur ve doğru bilgi karşısında diyecek tek bir şeyim olamaz. Benimki sadece, isterseniz batıl inanç deyin, bilinmeyene karşı olan bir korku.

Bütün emniyet şartları yerine getirildiğinde bile LPG'li otomobillerin diğer otomobillere göre daha riskli olduğu konusunda haftalık otomobil dergilerinden birinin son bir ay içindeki sayısında yer verilmişti, bu şüpheci halimle onu okuyunca konudan doğal olarak biraz daha soğumuştum. Yanlış yazarak büyük bir hata yapmış da olabilirler, elbette birisi öyle dedi diye silip atmamak lazım.

Güvenlikte herhangi bir dezavantajı olmasa bile aklıma şu takıldı, LPG'ye geçiş yanlış anlamadıysam ya bagaj/yükleme hacminden kayıp demek, ya da stepnenin iptali.

- Stepnenin yerine simit depo koyulduğunda çıkan lastiğe ne oluyor?


- LPG geçişi bizi yedek lastikten edecekse bu sorunu aşmak için bütün lastikleri "Runflat" e çevirmek mi gerekir mi?

- Taksilerde gördüğüm depolar devasa boyutlarda. Jazz'ınki kadar küçük bir stepnenin yerine sığacak simit depo var mı? Böyle bir depo hacim bakımından yeterli oluyor mu yoksa sık sık istasyona uğramayı mı gerektiriyor?

Öte yandan bagaja depo monte ettirmek sedan bir arabada sorun olmayabilir ancak Jazz'ınki gibi değişken hacimli bir iç tasarımda o depo nereye konulursa konulsun aracın temel özelliklerini yitirmesi anlamına geleceğinden şüphe ediyorum. nasıl uygulandığını bilmediğimden tahmin etmeye çalışıyorum: Arka koltukların altındaki boşluğun iptali, koltukların yatamaması anlamına gelir, bagaja monte edilmesi de koltuklar yatırıldığında oluşacak geniş alanı anlamsız kılar.

Bilgi sahibi olmadığım için soruyorum, bunlar gerçekten de benim varsaydığım gibi sorun olur mu yoksa kolayca aşılabilecek engeller mi?

Hızlandırılmış trenle hızlı tren arasındaki farkla demek istediğinizi çok iyi anlıyorum ancak havayastığına haksızlık etmeyin, sadece hatalı kullanımda tehlikelidir. Ancak emniyet kemeri takmazsanız, havayastığı kapağının üzerine çanta gibi yükler koyarsanız ya da ön koltuklara küçük çocuk oturtursanız bahsettiğiniz zararı verebilir.

Keyifli sürüşler...

gökçe aydın dedi ki...

Barış Bey,

Bu dediğiniz bagaj sorunları benim de çok kafamı kurcaladı ancak bu konularda doyurucu bir yanıtı ben de bulamadım. Fakat bu sorunuzu Ahmet Bey'in bahsettiği foruma yazabiliriz sanıyorum. O zaman Honda Jazz özelinde iyi bir yanıt alabiliriz.

Havayastığı konusunda sadece bir ironi yapmıştım; yani aynen LPG gibi sadece hatalı kullanımda tehlikeli olan bir şey olduğu için. "LPG'ye karşı olan havayastığına da karşı olmalıdır o zaman" gibi birşey.

LPG konusunda kafamı kurcalayan şey, niçin LPG'li araçlara hala kapalı otoparkların yasak olduğu. Bunu da, biraz iptidai bir tahmin olsa da otoparkçıların hangi araba kurallara uygun LPG'li hangi araba kaçak sistem monte ettirmiş bilmek ya da değerlendirmek gibi bir şansları olmadığı için kartlarını güvenlikten yana oynamaları.

Runflat lastik, benim hala soğuk baktığım bir uygulama. Bir kere Runflat lastikler uçuk denebilecek fiyatlarla satılıyor, ama aynen diğer lastikler gibi aşınınca değişmesi gerekiyor. Jazz zaten sıralı LPG sistemiyle donatılaiblir ancak, bu da 2000 YTL demek. Bir de bunun ustune Runflat lastik bedeli eklenirse, o zaman gercekten Honda Jazz'da LPG kullanmanın ekonomikligi azalır sanıyorum. Zaten Jazz cok az yakan bir otomobil. Bu masrafı amorti edebilmek için ciddi çok kilometre yapıyor olmak lazım.

Aslında (tabii bunu yapacak ekonomik güce asla ulaşamam ama) 1998 model falan bir BMW 5.40i bulup ona LPG taktırmak gibi bir hayalim var. Umarım Allah nasip eder bir gün.

Ahmet Aksoy dedi ki...

Selamlar,
Benim aklıma takılan konu şu: Neden araba üreticileri bir de lpg versiyonlu model çıkarmazlar?. Örneğin neden Jazz'ın bir de lpg ile çalışanı yok?. Veya Civic'in, veya Toyota Corolla'nın. Lpg'nin çevreyi çok daha az kirlettiği konusunda hemfikiriz. Ancak neden üreticiler hem daha temiz, hem de daha düşük yakıt maliyeti olan bu aracı üretmezler?

Ben lpg'ye körükörüne karşı değilim. Ama Dolapderedeki X Ustada veya Bostancı Sanayideki Y Ustada da bu işi yaptırmak istemiyorum. Fabrika çıkışından lpg'li olan, üreticinin tüm garantilerini verdiği, her türlü çarpışma testlerinden geçmiş bir arabayı, eğer performans, motor ömrü ve fiyat açısından benzinli ile aynı olursa niye tercih etmeyeyim ki?

Ama neden yakıt maliyeti benzinlinin yarısı olan bir aracı üretmezler?

Ben içinden çıkamadım.

gökçe aydın dedi ki...

Selamlar,

Tabii ki dediginiz dogru olabilir Ahmet Bey, gercekten bir sakincasi oldugu icin uretmiyor olabilirler. Ama ote yandan uretmemelerinin baska bir takim sebepleri olabilir. Birazdan sayacagim sebepler benim sadece tahminimdir, guvenilir kaynaklardan alinmis bilgilere dayanmiyor yani soylediklerim.

- LPG bir sekilde benzin kadar cok miktarda uretilemeyen bir yakit olabilir.
- Insanlarin LPG'ye karsi olan onyargilari silinmedigi veya onyargisi olmayan insanlar da bunu statu meselesi yapabildikleri icin yeterince pazar payi gormuyorlardir ve buna uretim hatti kapasitesi harcamak ve AR-GE masrafi yapmak istemiyorlardir.
- En onemlisi de, basit maliyet/fayda hesaplarinin otesinde politik ve ticari oyunlar donuyor olabilir. Bunlarin sadece Turkiye'de dondugunu dusunmek cok iyimser. LPG'nin yayginlasmasi birtakim uluslararası sermaye cevrelerinin ve politik cevrelerin isine gelmiyor olabilir.

Adsız dedi ki...

Siz düz vitesli Jazz'larınızla benim eski model LPG'li Honda'ma çok yakın tüketim yakalıyorsunuz. Arabanızın değerini bilin. LPG hiç bir zaman çok çok yaygın bir yakıt olmayacak. Gelecek, kurulum maliyeti LPG'nin 2-2.5 katı kadar olan doğalgaz sistemlerinde. Petrolün tükemesine paralel olarak LPG de tükenecek. Hele bir petrol fiyatları çıldırmaya başlasın(bunlar iyi günlerimiz), LPG de kimseyi kurtaramamaya başlayacak. Arabalar sokakta çürüyecek. Ancak doğalgazlı arabalar mantıklı maliyetlerle binilir hale gelecek.
LPG, dizel gibi bir yatırım. Fazladan 2000 lirayı çıkarmak için gerçekten çok fazla binmeniz gerek. LPG'de zaten oktan, avans ve karışım oranıyla ilgili bir optimizasyon gerekiyor kanımca. Yoksa biraz "ya tutarsa" oluyor. Çünkü yanma geometrisi farklı. Çift ateşlemeli sistemi ise hakikaten merak ediyorum. Motorun LPG ile sağlıklı çalışıp çalışmadığını anlamanın yolu var mı bilmiyorum. Mesela yanma egzoz zamanına sarkarsa bunu tespit etmenin yolu var mı? Bunlar biraz "hardcore" konular. Onun için bu sorulara çatır çatır cevap verecek bir "mühendis" LPG'ci bulmak lazım. Ben bulamadım. Bulan bana da haber versin.
*LPG'li otomobil üretiliyor. Tokyo'daki taksiler LPG'li. Subaru, Toyota, Honda, Ford LPG'li standart arabalar üretiyorlar.
*Kapalı otoparklara LPG hiç bir zaman sokulmayacak büyük ihtimalle. Mesele, sızıntının aşağıda birikmesi. Açık havada rüzgar ve difüzyonla yanmayacak yoğunluklara düşen gaz, havalandırılmayan ortamda yoğunluğunu kaybetmeden sonsuza kadar bekleyebilir. Arabalarımız benzin de sızdırır ama bu benzin biz göremeden buharlaşır gider.
*Bu konuda araştırma yapamıyorum çünkü LPG'nin dili İtalyanca ve Japonca. Onun için Google ban derman olmuyor. Ben o kadar vaktimi harcadım internette, forumlarda, elde var sıfır. LPG'li bir çarpma testi bile bulamadım.
Saygılar
selimtokgoz@hotmail.com

Barış Purut dedi ki...

Merhabalar Selim Bey,
İçimde vergi sistemimize karşı öyle büyük bir güvensizlik var ki, Türkiye'de alternatif yakıtların hiç bir zaman ekonomik olacağına inanamıyorum. 1.4 motorlu Hibrid Civic'e 1.8 vergisi bindirilmesini de daha önce günlükte tartışmıştık hatırlarsanız. Geçenlerde de ülkeyi dış petrole bağımlılıktan kurtarabilecek biyodizele ÖTV koyuldu. Halbuki biyodizel, kendi atık yağlarımızdan üretebileceğimiz, çok ekonomik ve deyim yerindeyse "vatanperver" bir seçenekti.

Adım gibi eminim, tamamen güneş enerjisiyle çalışan bir araba çıksa ve çok tutulsa bizimkiler ona da bir "günışığı tüketim vergisi" koyarlar.

Kaçırılan verginin bizim gibi kaçmayanlardan toplandığı ileri derecede adaletsiz düzende ne su, ne hava, ne hidrojen, ne soğuk füzyon, hiç biri ekonomik olamayacak.

İşin kötüsü AKP gidip makepe de gelse bunun değişmeyeceğini bilmek.

Adsız dedi ki...

Merhabalar..Nisandan beri manuel vites elit jazz sahibiyim. jazzla ilk uzun yolum geçtiğimiz hafta izmit-bodrum/yalıkavak arası oldu. 4kişi ve oldukça yüklü bir bagajla seyahat ettik. tek gidiş 700km olan yolda 100km altına düşmedim. tüketim 5.4lt olarak gösterdi. klima açıkken 5.6lt'ye kadar yükseldi. bursa ve izmirde otoyolda jazzın yapabileceği max. hızlarda seyrettim. o sırada da 6.2lt tüketimi gördüm. 9saatte kalacağımız otele varmış oldum. neticede evdekiler o kadar yükün nasıl sığacağını düşünürken, ben daha alacaklarınız varsa çekinmeyin demekten kendimi alamadım. ve seyrettiğim hızlara rağmen elde ettiğim tüketim değerleri beni memnun etti.

Barış Purut dedi ki...

Sayın isimsiz okurum, yeni Jazz'ınızı güle güle kullanmanızı dilerim. Umarım benim Jazz'ım gibi tek bir arıza çıkarmadan uzun seneler hizmet eder. Tüketim değerleriniz yeni bir otomobil için son derece iyi. Ben göstergeyi ne sıklıkta sıfırladığınızı merak ettim. Ne de olsa sıfırladığınız andan itibaren yaptığınız toplam kilometre için geçerli olan lt / 100 km'yi gösteriyor...

İyi günler dilerim, Jazz'ın sizi daha çok şaşırtacağından da emin olabilirsiniz.